Blue Eye Samurai Netflix anime
Blue Eye Samurai
Blue eye Samurai anime sever biriyseniz, diyebilirim ki son zamanlarda izlediğim eşsiz, muhteşem bir dizi. An itibariyle ilk sezonunu izlemeye başlamışımdır ve bu dizi, izleme deneyimimi tamamen değiştiren bir yapım olarak karşımda duruyor. Öyle her serinin ilk bölümünde de kağıdı kalemi elime alıp yazmaya başlamam. Ama bu başka bir şey, buna emin olun… Kağıt kalem dedim demi ben biraz önce… O halde Blue Eye Samurai diyorum… Demesi bile çok havalı… Karakterler, müzikler ve görsellik o kadar etkileyici ki, içine girdiğiniz dünya adeta sizi sarhoş ediyor.
Dizideki ana karakterin adı Mizu. Mizu, Japoncada su anlamına geliyor ve bu isim, karakterin akışkan ve güçlü doğasına güzel bir gönderme yapıyor. Amerikalı Michael Green ve Amber Noizumi isimli karı kocanın yazdığı senaryoya da dikkat çekmek lazım; bu ikilinin yaratıcılığı, hikayenin derinliğini ve evrenselliğini artırıyor. Ayrıca, yapımcı olarak dahil olan Taiwan asıllı Amerikalı Jane Wu, dizinin senaryosunda kendi geçmişinden ortak noktalar bulan birisi olması nedeniyle hikayeye oldukça özgün bir bakış açısı katmış.
Dizinin IMDB puanı 9.1… Bu inanılmaz bir skor ve izleyicilere ne kadar kaliteli bir içerikle karşılaşacaklarının sinyalini veriyor. Açıkçası ben filmlerin istisnalar bir yana, yönetmenini, yazarını vs pek önemsemem ve çoğunlukla bilmem. Çünkü ben izleyiciyim ve keyif almaya bakarım. Bütün izleyiciler de her filmi kim yapmış, arka plandaki hikaye nedir diye peşine düşüp araştırmaz. Bu, izleme deneyimimizi zenginleştiren bir unsur olsa da, sonunda önemli olan sadece onu seyretmenin getirdiği haz değil mi? (En üst segment bir mobil telefonunun keyfini sürmek gibi bir şey… Nasıl yapıldığını, kimin yaptığını biliyor muyuz? E tabii, biraz alakasız bir ilişkindirme oldu. Kendimi aklamak istedim de.)
Sonuç olarak, eğer anime sever biriyseniz, bu dev sıfatlı animeyi mutlaka izlemelisiniz. Dev sıfatlı dediysem boşa demedim; Zaten başladığın an, bırakasın gelmiyor. İçine çektiği atmosfer ve muazzam hikaye anlatımıyla, izleyiciyi kucaklayan bir yapım. Özellikle aksiyon sahneleri ve karakter gelişimleri, izlerken adeta sizi büyülüyor. Şimdiden ikinci sezonunun çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum çünkü bu hikayenin daha ne kadar derin ve ilginç yollar alabileceğini merak ediyorum.
Spolier olmadan Blu Eye Samurai Konusuna giriş
Şimdi aslında ikinci paragraftaki bilgiyi verdim çünkü konuyu şuraya bağlayacağım. Bu anime, alışık olduğumuz fantastik ve olağanüstü uç konuları baz alan bir Japon anime serisi değil. Bildiğiniz gibi, aksiyon ve dövüş sanatları türünde bir dizi. Evet, Japon ortaklığı da var, orası ayrı elbette; ancak ilginç olan, dizi filmin orijinal dilinin İngilizce olması. Mavi gözlü intikam peşinde koşan Japon bir samurayın hikayesi konu ediliyor. (Evet, mavi gözlü bir Japon olmazmış. Bunu biraz araştırdım.) Bu durum, izleyiciler üzerinde farklı bir etki yaratıyor çünkü alışılmışın dışında bir karakter tasarımı ile karşılaşıyoruz. Yani tabii ki asıl spoiler’ı vermek için can atıyorum; ancak buradaki önemli olan spoiler değil, hikayenin derinliği ve karakter gelişimi. Kaldı ki bu spoiler’ı kısa sürede fark edeceksiniz. Zaten sahneyi görünce şüpheleriniz yerini bulur diye umuyorum; zira anlatılan karakterin geçmişi ve motivasyonları, izleyiciye daha fazla merak uyandırıyor ve onu gerçek anlamda etkiliyor. Bu tür detaylar, dizinin sadece bir aksiyon serisi olmaktan çok daha fazlası olduğunu gösteriyor.
1633 yıllarında Japonyanın, dışardan gelen kişileri (beyazları) hoş karşılamayan bir tutumları varmış. Ve milletlerinin saf kan olmayanları da dışlanırmış. Bizim müthiş samurayımız Mizu da çocukluğundan beri mavi gözleri olduğu için dışlanarak ve saklanarak yaşamış. İntikamdan başka bir şey için yaşamadığını göreceksiniz. Yani evet bizim samurayın annesi, o dönemde istenmeyen beyazlar tarafından muhtemelen tecavüz edilip hamile bırakılan kadınlardan birinden doğdu. Ve mavi gözlü bir japon çocuğu olarak şeytan yaftasıyla sürekli ezikledi.
Bu açıdan bakınca dizide Amerikanvari bir karma olduğunu görmek mümkün. Anime dünyasında muhtemelen tek örnek değildir; birçok eser, farklı kültürel unsurları harmanlayarak izleyiciye sunmayı amaçlar. Ancak mavi gözlü Japon Samurai kurgusu da muhtemelen bu ortak noktayı sağlamak amacıyla düşünülmüş. Bu, izleyicilere hem tanıdık hem de yenilikçi bir deneyim sunarak, iki kültür arasındaki sınırları aşmayı hedefliyor. Ama bu noktaya istinaden bir gerçek daha var; kurgu, yalnızca göz alıcı savaş sahneleri ve derin karakter analizi ile kalmıyor. Detay biraz ileride. Ayrıca dizide İngilizlerin Japonya’ya nasıl sızdığı da konu edilmiş. Hani güneşin batmadığı krallık derler ya; bu, aslında tarihin derinliklerine de işaret eden bir metafor. O hesap. Sonuçta, bu bir kurgu elbette ama ilk izlediğimde bir Amerikanlık hissettim, bu hissiyatın izleyici üzerindeki etkisi oldukça büyüktü. Bunu yapsa yapsa doğu ve batı kültürüne hakim biri yapabilir diye düşünüp dizi hakkında araştırma yaparken yanılmadığımı öğrendim; birçok izleyici de benzer duygulara kapılmış. Bu tür eserlerin, globalleşen dünyada farklı kültürleri nasıl harmanlayabileceğini görmek gerçekten ilginç.

Michael Green hariç Amber ve Jane’i ilk kez duydum
Yapımcı ve yönetmenlere bakınca; Michael Green aslında çok bilinen müthiş bazı filmlerin yaratıcısı… Ancak karısı Amber Noizumi’nin IMDB sitesinde yazar, yapımcı, aktris şeklinde, sadece Blue Eye Samurai anime dizi serisiyle adı geçiyor. Belli ki Amber Noizumi’nun ilk yapımı. Kadının kocası da zaten ünlü bir yönetmen olunca bu Anime serisinde kendi adının geçmesini özellikle istemiş olsa gerek. Michael Green’in kariyeri boyunca kazandığı başarılar ve ödüller, Amber’ın kendi projelerini gerçekleştirmesi için ona sağlam bir destek sunmuş olabilir. Ayrıca okuduğuma göre bu Karı Koca yaklaşık 10 yıldır bu anime seriyle ne yapsak diye uğraşırlarken Netflix bu karı kocayı yapımcı Jane Wu ile bir araya getirmiş; bu iş birliği, Amber’ın hayallerini gerçekleştirebilmesi için büyük bir fırsat sunmuş. Bu süreçte, ikilinin hem yaratıcı hem de kişisel olarak birbirlerine olan desteği, projelerinin daha da güçlenmesine katkıda bulunmuş. Blue Eye Samurai’nın hem görsel hem de hikaye anlatımı açısından dikkat çekici olması, bu uzun ve zahmetli yolculuğun sonunda edindikleri deneyimin bir yansıması olarak ortaya çıkıyor.
Asyalı Amerikalı yapımcı Jane Wu, Netflix’te göreceğiniz senaryonun son halini uyarlayan ve projenin arkasındaki asıl yaratıcı güç olan isimdir. Bu bağlamda, Anime dizideki mavi gözlü baş karakter çiftinin kendi kızlarından esinlenerek ortaya çıkardıkları bu kurgusal dünya, hem duygusal derinlik hem de özgünlük açısından dikkat çekmektedir. Özellikle, karakterlerin yaşadıkları maceralar ve zorluklar, izleyicilerin empati kurması için çok iyi bir zemin hazırlıyor. E tabi, hikayenin tam olarak nasıl son halini aldığı ve yapımcı Jane Wu’nun senaryodaki Mizu karakterinin hikayesinin, kendi gerçek hayatındaki detaylarla nasıl bağdaştığını anlattığı o merak uyandırıcı detaylar ise en alttaki linkte bulunuyor. (Bu yazı İngilizce olarak hazırlanmıştır ve okumanızda fayda var.) Eğer İngilizce bilginiz sınırlıysa, Google Translate ile tercüme edebilirsiniz, ancak unutmayın ki tercüme yeterli olmayabilir; en azından kabataslak anlamanız için işlerinizi görecektir. Olmadı, bu heyecan verici seriyi izleyerek tüm hikayeyi daha iyi kavrayabilirsiniz zaten 🤭.
Yapımcıların kendinden bişiler bulduğu senaryolar vardır
Bu arada 50 küsür yaşındaki yapımcı Jane Wu’nun kendisi yıllarca erkek gibi yaşamış. Çünkü çocukluğundaki o dönemlerde bir kız çocuğu olmak zor olduğu için daha fazla dışlanma istememiş. Zaten seriyi izlediğinizde, 1633 yıllarında kadınların cinsellik, hizmet, fahişelik gibi başka meziyetlere sahip olması veya yanlarında erkek olmadan seyahat etmeleri bile yasakmış. O dönemlerde kadınlar, toplumun katı normları ve sınırlamalarının baskısı altında hapsolmuş gibi hissettiler; bu durum, onların özgürlük arayışlarını zorlaştırıyordu. 30-40 yıl öncesine kadar hatta günümüzde bile bu durum halen birazcık böyle. Kadınların kendi kimliklerini keşfetmeleri ve özgürce yaşamaları konusunda hala pek çok engel var. Bu detaylara istinaden Jane Wu, trans bireylerin yaşayabilecekleri zorlukların da altını çizip onlara destek olduğunu görebiliyoruz. Onun, yıllar içinde yaşadığı bu dönüşüm, yalnızca kişisel bir yolculuk değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet kimlikleri üzerine düşünmemizi sağlayan bir örnek teşkil ediyor. Ancak kendisinin lezbiyen olduğu çıkarımına tam olarak varamadım. Çünkü eski dönemlerde erkek gibi yaşayan Jane Wu, günümüzde parlak pembe saçlarıyla son derece dişi bir yaşam şeklini benimsemiş ve bunun nasıl avantajlı bir güç olduğunu sonradan düşünmüş. Bu dönüşüm, özgüvenini artırırken, aynı zamanda diğer kadınlara ve trans bireylere ilham da vermesi açısından büyük bir önem taşıyor.
https://www.vanityfair.com/hollywood/2023/09/blue-eye-samurai-jane-wu
Arada Bir Yer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.