Backdoors – Sarı Odalar
Backrooms filmi 2026 yılında vizyona girmiş, gerçekten ilginç ve tüyler ürpertici bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Bu filmde kesinlikle bir psikiyatristin dokunuşları var; zira insan zihninin karanlık arka odalarında olan biten karmaşanın altını çizercesine bir edayla, izleyiciyi derin düşüncelere sürüklüyor. En azından bende böyle bir etki yaptı… Acaba ‘hepimiz deli miyiz’ diye soran bir film mi bu? Karakterler, bilinçaltının derinliklerinde kaybolurken, izleyiciler de onların içsel çatışmalarına tanıklık ediyor. Her yerin sarı bir oda olmasının sebebini anlamadım ama… Sanırım ayrılığın rengi sarıydı…. Müzikler çok trip…
Backrooms filmi, sıradan bir günün sonunda bir grup arkadaşın sıradan bir bina içinde kaybolmasıyla başlar. Fakat kayboldukları yer, gerçeklikle bağlantıları koparan ve mantığın dışında bir boyut olan Backrooms isimli bir sarı odalar dünyası. Film, karakterlerin bu tuhaf ve sonsuz sarı odalar diyarında birbirinden bağımsız şekilde karşılaştıkları ilginç canavarımsı şeylerle şaşırtıcı… Gerçekten öyle… Heleki o ‘çok pencereli yüz’ olayı çok korkunççç Sonradan göz kırpıyor falan aman tanrım 🙂 Işığı yakan cüce? Ödümü kopardı… Çok korkunçlar gerçekten. Ama asıl korkunç olan o değil…. Spoiler yok
Gerilim Dolu Sahneler
Filmin sonuna doğru çok daha büyük bir şeyin parçası olduğu anlaşılıyor. Bu biraz klasik olmuş ama bomba bir finaldi…
A24 stüdyolarının yapımcılığında vizyona girdiği andan itibaren tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı. İnternet kültürünün derinliklerinden (creepypasta) kopup gelen bu “liminal alan” efsanesinin, henüz 20 yaşındaki yönetmen Kane Parsons tarafından böylesine büyük bütçeli ve usta işi bir psikolojik gerilime dönüştürülmesi eleştirmenlerden tam not alıyor.
Gizemli Odanın Sırrı
Küresel çapta filme dair en çok konuşulan detayların başında oyunculuklar ve boğucu atmosfer geliyor. Yazının başlarında bahsettiğim o “psikiyatrist dokunuşu” hissi aslında tamamen bilinçli bir kurgu; zira başrolleri paylaşan Chiwetel Ejiofor (Clark) ve onun terapisti rolündeki Renate Reinsve (Mary), o bitmek bilmeyen sarı odaların getirdiği klostrofobiyi ve delilik sınırını izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyor. Seyirciyi bu görsel kabusun içine ustaca çeken yapım, vizyona girmesinin ardından gişeleri altüst ederek 2026 yılının en çok hasılat yapan bağımsız filmlerinden biri olmayı başardı bile.
Dünya basını Backrooms‘u “bilinçaltımızın en karanlık köşelerine yapılmış sarsıcı bir görsel saldırı” olarak tanımlıyor. O sonsuz sarı koridorlar, garip yaratıklar ve gerçeklik algısını büken o tekinsiz yapı, artık sadece bir hayatta kalma mücadelesi değil; modern insanın kaygı bozukluklarının dev ekrandaki en net yansıması olarak değerlendiriliyor.
Peki siz bu sarı odalar labirentinde kaybolmaya hazır mısınız? ‘Hepimiz deli miyiz?’ sorusunu kendinize sormanıza sebep olan o tekinsiz detayları ve film hakkındaki düşüncelerinizi aşağıdaki yorumlarda benimle paylaşmayı unutmayın!
Bu filmi izlemeden önce ya da izledikten sonra “liminal alan” kavramını tam olarak anlamak istiyorsanız şu yazıya bakabilirsiniz: Liminal Alan Nedir? Neden bu kadar tekinsiz hissettirir? — Backrooms’un psikolojik altyapısını oradan okumak filmi çok farklı bir gözle yeniden izletebilir.
Sonuç Olarak
Sonuç olarak, Backrooms izleyiciyi diken üstünde tutmayı başaran çok farklı bir gerilim yapımı. Farklı bir deneyim arayanlar için kaçırılmamalı.
Arada Bir Yer sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.