Beyin Neden Geçmişi Farklı Hatırlıyor?
Anılarımızı bir video kaydı gibi saklıyormuşuz izlenimine kapılırız. Oysa her hatırlama anı, o anıyı bir miktar yeniden yazan bir süreç.
İki kardeş, çocukluklarında yaşadıkları aynı olayı anlattıklarında genelde birbirinden oldukça farklı versiyonlar ortaya çıkar. Biri kaybının yaşandığını hatırlarken diğeri tamamen farklı bir detayı öne çıkarır. Bu durum genelde birinin “yalan söylediği” şeklinde yorumlanır, ama nörobilim bunun çok daha sıradan bir açıklaması olduğunu gösteriyor: hafıza, hiç sabit bir kayıt değil.
Her hatırlama, anıyı yeniden yazar
2000’li yıllarda nörobilimci Karim Nader’in yaptığı çalışmalar, bir anıyı her hatırladığımızda o anının beyinde geçici olarak “kırılgan” bir hale geldiğini ve yeniden depolanma sürecine girdiğini gösterdi. Buna “hafıza yeniden konsolidasyonu” (memory reconsolidation) deniyor. Bu yeniden depolama sırasında, o anki duygusal durumunuz, o sırada duyduğunuz yeni bilgiler, hatta başkalarının aynı olayı nasıl anlattığı bile anının içine sızıp onu hafifçe değiştirebiliyor.
Yani bir anıyı hatırlamak, dosya dolabından bir kaset çıkarıp izlemek gibi değil; her seferinde o kaseti biraz yeniden kaydetmek gibi bir süreç. Bu yüzden yıllar içinde sık sık anlatılan bir anı, ilk yaşandığı andan oldukça farklı bir hale gelebiliyor — kişi bunun farkına bile varmadan.
Kaynak karışıklığı: anıyı nereden edindiğimizi de unutuyoruz
Hafızanın güvenilirliğini zayıflatan bir başka mekanizma da “kaynak izleme hatası” (source monitoring error). Beyin bir bilgiyi hatırlarken, o bilginin gerçekten yaşandığını mı, başkasından mı duyulduğunu, yoksa bir fotoğrafta mı görüldüğünü her zaman doğru şekilde etiketleyemez. Bu yüzden çocukluktan kalan bazı “anılarımız” aslında bizim yaşadığımız değil, ailemizin defalarca anlattığı bir hikaye ya da gördüğümüz bir fotoğrafın zihnimizde bir “hatıraya” dönüşmesi olabilir. Bu, insan hafızasının ne kadar yaratıcı ve aynı zamanda ne kadar kırılgan bir sistem olduğunu gösteriyor.
Duygusal anılar neden daha çok değişime açık?
İlginç olan şu ki, en güçlü duygusal anılarımız — bir kaybın, büyük bir sevincin ya da travmatik bir anın hafızası — tam da bu yüzden zamanla en çok bozulmaya uğrayan anılar arasında. Güçlü duygu, anıyı daha sık hatırlamamıza yol açar; her hatırlama ise onu yeniden yazma fırsatı sunar. Paylaşılan bir travma sonrası farklı kişilerin birbirinden çok uzak anılara sahip olmasının bir nedeni de bu.
Peki bu, anılarımıza güvenemeyeceğimiz anlamına mı geliyor?
Tam olarak değil, ama biraz alçakgönüllü olmamız gerektiği anlamına geliyor. Anılarımız genelde olayın özünü oldukça iyi korur; değişen genelde küçük detaylar, sıralama ya da duygusal tonun şiddetidir. Bu yeniden yazma süreci aslında bir hata değil, beynin işleyiş biçiminin bir parçası: yeni bilgilerle eski anıları güncellememizi, geçmişi şu anki bilgimizle yeniden yorumlamamızı sağlayan bir mekanizma.
Bu mekanizmanın olumlu bir yanı da var: terapi yöntemlerinden bazıları (örneğin travma terapisinde kullanılan bazı teknikler), tam da bu yeniden yazma penceresinden faydalanarak, acı veren bir anının duygusal yoğunluğunu güvenli bir ortamda azaltmayı hedefliyor. Yani hafızanın bu “kusuru”, doğru koşullarda bir iyileşme aracına bile dönüşebiliyor.
Bu yüzden bir sonraki sefer biriyle aynı anıyı farklı hatırladığınızda, kimin “doğru” hatırladığını tartışmak yerine, her iki hafızanın da zaman içinde kendi yolunda değişmiş olabileceğini düşünmek daha gerçekçi bir yaklaşım olabilir.
Merak edilenler
Anıların hatırlanırken değiştiği nasıl keşfedildi?
Karim Nader, Glenn Schafe ve Joseph LeDoux’nun 2000’de Nature’da yayımlanan deneyi sıçanlarla yapıldı. Sıçanlara önce belirli bir sesi hafif bir elektrik şokuyla ilişkilendirerek korkmayı öğrettiler. Bu korku anısının yerleştiği amigdalaya, yeni protein yapımını engelleyen bir ilaç (anisomisin) verdiler. İlaç, ses tekrar çalınıp anı hatırlatıldıktan hemen sonra verildiğinde sıçanlar sonraki testlerde korkuyu “unuttu”. Aynı ilaç anı hatırlatılmadan verildiğinde anı sağlam kaldı. İlaç hatırlatmadan altı saat sonra verildiğinde de bir etkisi olmadı. Anının bir gün mü yoksa on dört gün mü önce öğrenildiği sonucu değiştirmedi. Yani yerleşmiş bir anı bile, hatırlandığı anda kısa bir süre için yeniden kırılgan hâle geliyor ve tekrar kaydedilmesi gerekiyor.
“Dün gibi hatırlıyorum” dediğimiz anılar daha mı doğru?
Hayır; yalnızca daha doğru hissettiriyorlar. Jennifer Talarico ve David Rubin, 12 Eylül 2001’de Duke Üniversitesi’nden 54 öğrenciden iki şeyi yazmasını istedi: 11 Eylül saldırılarını ilk duydukları anı ve aynı günlerde yaşadıkları sıradan bir olayı. Öğrenciler 1, 6 ya da 32 hafta sonra yeniden test edildi. İki tür anının tutarlılığı da zamanla aynı ölçüde azaldı. Ama canlılık ve “doğru hatırlıyorum” inancı yalnız sıradan anılarda düştü; 11 Eylül anısına duyulan güven yüksek kaldı. Araştırmacıların vardığı sonuç yazıdaki duygusal anılar bölümüyle örtüşüyor: “flaş bellek” denen bu anıları özel kılan doğrulukları değil, doğru olduklarına duyduğumuz güven.
Kaynak karışıklığı gündelik hayatta nerede karşımıza çıkıyor?
Marcia Johnson, Shahin Hashtroudi ve Stephen Lindsay’in 1993’te çerçevesini çizdiği “kaynak izleme” kuramına göre beyin, bir bilginin nereden geldiğine hazır bir etiketten değil, anının taşıdığı niteliklerden karar veriyor: ne kadar ayrıntılı, ne kadar duyusal, ne kadar “düşünülmüş” olduğundan. Bu karar hataya açık. Kuramın açıkladığı durumlar arasında göz tanıklarının yanılması, bir yüzün ya da adın yanlış bağlama yerleştirilmesi, kriptomnezi (başkasından duyduğu bir fikri kendi özgün fikri sanmak) ve bir romanda ya da filmde gördüğü bir ayrıntıyı gerçek hayatta öğrenmiş gibi hatırlamak var. Yaşlanma ve bazı beyin hasarları bu süreci daha da zorlaştırıyor; derlemeye göre beynin ön (frontal) bölgeleri bu kaynak kararlarında belirleyici rol oynuyor.
Hiç yaşanmamış bir olay “hatırlanabilir” mi?
Evet. Psikolog Elizabeth Loftus otuz yılı aşkın süredir “yanlış bilgi etkisi”ni inceliyor: bir olaydan sonra duyulan yanıltıcı bir bilgi, o olayın anısını bozabiliyor. Loftus’un 2005’teki derlemesine göre bu etki yalnız insanlarda değil başka canlılarda da gözlendi; bazı insanlar ise ona diğerlerinden daha açık. Kişiyi yanlış bilgiye karşı önceden uyarmak zararı ancak sınırlı koşullarda azaltabiliyor. Daha yeni çalışmalar bir adım daha ileri gidiyor: uygun yönlendirmeyle insanlar, aslında hiç yaşamadıkları zengin ve ayrıntılı olayları yaşadıklarına inanabiliyor. Yazıdaki “ailemizin anlattığı hikâyenin anıya dönüşmesi” örneği bu araştırmaların gündelik hâli.
İlgili yazılar: Neden Bazı Kokular Anında Eski Anıları Açıyor? · Déjà Vu Gerçekten Ne Oluyor Beyinde?
Kaynaklar
- Nader, K., Schafe, G. E. ve LeDoux, J. E. (2000). Fear memories require protein synthesis in the amygdala for reconsolidation after retrieval. Nature, 406(6797), 722–726. doi:10.1038/35021052
- Johnson, M. K., Hashtroudi, S. ve Lindsay, D. S. (1993). Source monitoring. Psychological Bulletin, 114(1), 3–28. doi:10.1037/0033-2909.114.1.3
- Loftus, E. F. (2005). Planting misinformation in the human mind: A 30-year investigation of the malleability of memory. Learning & Memory, 12(4), 361–366. doi:10.1101/lm.94705
- Talarico, J. M. ve Rubin, D. C. (2003). Confidence, not consistency, characterizes flashbulb memories. Psychological Science, 14(5), 455–461. doi:10.1111/1467-9280.02453